Skip to content
Kasım 26, 2011 / COBİD

Kitap Köşesi: Karısını şapka sanan adam- Oliver Sacks

KİTAP KÖŞESİ

KARISINI ŞAPKA SANAN ADAM- OLIVER SACKS

Bengi Gül Alpaslan, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İngilizce Tıp Bölümü, 4. Sınıf

“Birbirine karışan insan sesleri arasından sıyrılan araç kornalarıyla uyandı. Geçen hafta başlanan yol çalışmasını zamanında bitirebilmek için hızlanmıştı işçiler anlaşılan. Uyanır uyanmaz soluna döndü; ama yatak boştu. Karısı haber vermeden çıkmış olmalıydı; dün geceki tartışmalarından sonra böyle olmasını bekliyordu da zaten. Elini yüzünü yıkayıp mutfağa geçti. Karısının bıraktığı soğuk kahvaltıdan arda kalan bulaşıkları acı bir tebessümle kenara itip, sabah kahvesini yapmak için dolaptan sütü eline aldı. İşte ne olduysa o anda oldu! Ansızın başlayan bir “el çırpma” atağıyla elinde ne varsa ortalığa saçıldı. Bir kaç dakika içinde son bulan atağın ardından başını kaldırıp yarattığı kargaşaya bir göz attı Ray. Hayatını da bu zavallı mutfak tezgahı gibi dakikalar içinde darmadağın edebiliyordu. Tıpkı dün akşam ve ondan önceki yüzlerce akşam karısıyla yiyecekleri yemeği mahvettiği, daha önce bulmuş olduğu onlarca işten tekrar tekrar atıldığı gibi… Doğrulup eline bir bez aldı ve temizlemeye koyuldu “Akıllı Tikli Ray”, yine…en baştan…”

Doktorluk tıbba hizmet vermeyi seçenler için hayatın büyük bir serüveniyse eğer, bu serüvenin ilk evreleri, yani eğitim yılları, daha çok insan vücudunu ve ona ait somut patolojileri öğrenmekle geçiyor. Sabit tanım ve parametrelerle inşa edilmiş olan bu ilk evreyi tamamlayıp ikinci evreye doğru geçerken; yani hastaları görüp, tedavi etmeye başladığımız zaman, hastalıkların sadece kitaplarda yazan semptom ve bulgulardan oluşmadığını görüyoruz. Çünkü işin içine “insan” girmiştir artık. Her insan, klasik hastalık bulgularına kendi duygularını, hayatını da katar. İnsana bütün o öfkenin, mutluluğun, hayalkırıklığının içinde neyin ters gittiğini görerek, yerinde müdahale edebilmektir hekimlik aslında.

Bireyin bu kendine ait dünyasını yaratmasında en önemli organlardan biri de hiç kuşkusuz beyindir. Sağlıklı bir beyinin kontrol ettiği bir vücuda sahip hastalarla ilgilenmek bile bazen yeterince çetin ve şaşırtıcı olabiliyorken, düşünün ki bir de kontrolü tamamen kaybetmiş bir beyinin yol açtığı karışıklıklar da nelerle karşılaşılmaz! Londralı nörolog Dr Oliver Sacks de böyle düşünmüş olmalı ki, 30 yıllık meslek yaşamının nadide anılarını bu kitap aracılığıyla bizlerle paylaşmak istemiş. Kitapta geçen hikâyelerin tamamı yazara ait tıbbi anılardan oluşuyor. Kah kendimizi her bir hikaye ile hayatlarına dahil olduğunuz karakterlerin kah Dr Sacks’in yerine koyarak insan beyninin ne kadar farklı şekillerde, farklı yollardan hayatı etkileyebileceğine tanık olabiliriz.

Kitaba adını veren hikayenin kahramanı Dr P. meşhur bir klasik müzik sanatçısıdır. Bir zaman içinde öğrencilerinin, arkadaşlarının yüzlerini, evindeki mobilyaları, arabasını tanımamaya başlamıştır. Kendine verilen bir gülü : “6 inçuzunluğunda, yeşil uzun bir bağlantısı ile birlikte, iç içe geçmiş kırmızı bir form ” diye yorumlayıp, ancak burnuna götürüp kokusunu aldıktan sonra onun bir gül olduğunu söyleyebilmiştir. Yani görebilen ancak gördüğünün ne olduğunu tanıyamayan bir müzisyenin garip dünyasıyla adım atıyoruz kitaba. Beynimizin girinti ve çıkıntılarında yolculuk yaparmışcasına ilerlerken, sol bacağını tanımayıp “bu kıllı ve çirkin şeyi yatağıma kim bıraktı” diye bağırıp bacağını yataktan atmaya çalışırken kendini de atan adamın odasında soluklanabiliriz. Ya da kendisini muayene eden doktorunu bir bütün olarak görmeyi başaramayan; sakalı olduğu için peder, beyaz giydiği için hemşire, steteskop taşıdığı için doktor diye hitap eden bayanın dünyasına da bir göz atabiliriz.

Yazının başında sabah kahvaltısına konuk olduğumuz sabırsız, kavgacı, dönen kapılara takılı kalan, kendi deyimiyle “Başkan’ın Broadway’li Tikçisi”ne gelince… Oliver Sacks’in 1970’lerde tanıştığı Ray; tikler, ani ve hızlı davranışlar, kendine özgü konuşma şekilleri ve jestlerle karakterize klinik bir tabloya sahip olan Tourette Sendromu hastası bir gençtir. Makul derecede başarılı bir okul hayatına rağmen, girdiği her işte bu tikleri sebebiyle tutunamamış, ancak hastalığını hayatını kazanma yolunda kullanmayı bir şekilde başarabilmiştir: bir tik veya bateriye takıntılı bir şekilde vurma ile elde edebilecek beklenmedik, çılgın doğaçlamaları sayesinde haftasonları bir mekanda çalarak para kazanmaya başlamıştır. Diğer taraftan bu tikleri ve sinirli karakteri karısı ve arkadaşları ile olan ilişkisini oldukça yıpratmaktadır. Dr Sacks ile tedaviye başladıktan sonra hastalığı gerileyen Ray için ilişkileri olumlu yönde düzelme gösterirken, işi için işler hiç de iyi gitmemiştir. Tedavi sonucu yaratıcılığını ve doğaçlama yeteneğini kaybeden “Akıllı Tikli Ray”in bu duruma çözümü ise bir hayli ilginç olmuş: kafayı bulup müzikal yeteneğini geri kazanabilmek için haftasonları ilacını kullanmayı bırakıp hafta içleri kullanmaya devam etmek!

Dr Oliver Sacks “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabıyla, Ray ve onun gibi onlarca hastanın hastalıklarının “ne” olduklarından ziyade onların “kim” olduklarını bizlerle paylaşmış. Hastalıkların “ne” olduklarıyla ilgilenmek her doktorun yapmakla yükümlü olduğu tabi görevi; ancak hastaların “kim” olduğuna da değer verecek bir doktor olmak isteyenler, beynimizin bize oynadığı muazzam oyunlarla zenginleştirimiş bu eserin içinde kaybolmaya hazır olsunlar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s