Skip to content
Nisan 1, 2011 / COBİD

Röportaj: Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu

RÖPORTAJ

PROF. DR. TAYFUN KARAHASANOĞLU

Kardelen Akın, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Türkçe Tıp Bölümü, 2. Sınıf

Haluk Kerim Karakullukçu, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Türkçe Tıp Bölümü, 1. Sınıf


Dergimizin bu sayısında Fakültemiz Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu ile Minimal invaziv Cerrahi üzerine röportaj yaptık. Kendisine bize gösterdiği ilgi için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Prof. Dr. Tayfun Karahasanoğlu 6 Ekim 1963 Trabzon doğumlu,  ilkokul, ortaokul ve liseyi Trabzon’da okumuş, 1986’da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. İhtisasını yine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yapan Tayfun Karahasanoğlu, ihtisas eğitiminin sonunda Londra’ya giderek Laparoskopik Cerrahi alanında kendini geliştirmiştir. Yine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Doçent ve Profesör olan Tayfun Karahasanoğlu evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Tıp fakültesini isteyerek mi seçtiniz?

Yine bu zor sorular.(Gülüşmeler) Hayır isteyerek seçmedim. O zamanlar o kadar farkında değildim. Ben 1980 yılı tıp fakültesi girişliyim. Türkiye’de 1980 yılı önemli bir yıl.  İhtilal oldu. 1979 yılında meslek seçiminden daha çok, ülkenin sorunlarıyla ilgilendiğimizi sanıyorduk. O yüzden çok düşünmemiştim.  Ailem seçti ama seçtikten sonra çok sevdim.

Tıp fakültesi seçmeseydiniz ne seçerdiniz peki?

Seçtikten sonra pek düşünmedim bu soruyu. Ama yine tıp seçerdim. Çünkü çok seviyorum doktorluğu.

Mezun olduktan sonra neden genel cerrahi dediniz?

Şöyle söyleyeyim: İnsanları çok seviyorum. Birinci nedeni bu. İnsanlarla ilgili her şeyden hoşlanıyorum. Sadece onları tedavi etmekten değil; onların farklı yaşam şekillerini, geçmişten bugüne nasıl geldiklerinden öğrenmekten, tarihten ve insanlarla ilgili birçok şeyden hoşlanıyorum. Bu yüzden insanlara bu şekilde yakın olmak hoşuma gidiyor.

İkinci olarak; özellikle son 20 yıl içinde çok hızlı değişim gösteren alanlardan birisi genel cerrahi. Şöyle anlatayım. 1900-1990 arasında, 90 yılda elbette ki genel cerrahide değişiklikler oldu; ama 1990’dan sonra çok hızlı değişti. Gündelik yaşantımızda bile böyle. Teknoloji de çok gelişti. Bu sürede biz de o değişimin içerisinde olduk. Değişmek ve değiştirmek şansı bulduk. Bu da çok keyifliydi.

Minimal invaziv cerrahinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

1990’lı yıllara kadar bir insanı ameliyat etmenin tek yolu, insanın karnında açılan uzunlukları 8-10 ile 60-70 cm arasında değişen kesilerdi. Yurtdışında 1988 yıllarında; Türkiye’de de 1991-1992 yıllarında laparoskopik cerrahi başladı. Laparoskopik cerrahide, aynı işlemleri hastanın karnında oluşturulan 1cm uzunluğundaki 4-5 kesiden yapmaya başladık. 2 yıl önce de biraz daha değişim başladı. Sadece göbeğin içerisinden tek delikten. Bu arada bunlarla eş giden robotik cerrahi de yapmaya başladık. Geleceğin cerrahi yöntemi de doğal açıklıkları kullanarak, doğal açıklıklardan girerek yapılan cerrahi. Ağız, mesane, vajina, kalın bağırsak içi vb. Belki bu robotla da kombine edilecek. Belki de tek portla… Şu anda ileriyi tam kestirmemiz mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim endüstri çok destekliyor bu sektörü. Benim gördüğüm, endüstrinin desteği alındığı zaman çok şeyin değişeceğidir. Bir çocuk da hayal kurar ama hayalleri gerçek olmaz, çünkü arkasında endüstri desteği yoktur. Son yıllarda bizde de karın içindeki organların hemen hemen hepsininin ameliyatlarını laparoskopik yapmaya başladık.

1990’lardan beri hızlı bir değişim oldu diyorsunuz. Bir hekim olarak bu değişimin gerisinde kalmamak için çabalamak gerek tabii ki. Bu konuda bir hekim neler yapabilir ?

Kesinlikle çabalamak gerek. Benim asistanlığım zamanında (o zamanki hocalara haksızlık yapmak istemiyorum) bir bilgiye ulaşmak çok zordu. Bilgisayar yoktu. Mesela benim 1995 yılında Dis Colon Rectum’da bir yazım yayınlanmıştı. Hem benim için hem de Türkiye için önemli bir yazıdır. Ama o yazıyı yazabilmek için inanılmaz yayın taraması yaptım. İnanılmaz eziyet çektim. Amerika’daki bir arkadaşa yayınları yalvar yakar getirttik. Oysa bugün hepimiz oturuyoruz. Burada internetten yarım saatte alıyoruz. Bu beraberinde şunu getirdi: Yurtdışı ile aramızdaki farkı kapattı. Eskisi gibi değil. Eskiden birçok şey yurtdışında başlar, Türkiye’de uygulanması daha uzun zaman alırdı. Kongre izlemek eskisi gibi değil. Yurtdışına gitmek gerekmiyor. Birkaç gün içinde kongre sunumlarına ulaşabiliyorsunuz. Kitaplara ulaşmak çok kolay.  Takip etmek isteyen için çok kolay. Önceki jenerasyondan şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Şu anda Türkiye’de ve dünyada genel cerrahinin durumu nedir? Türkiye’deki genel cerrahi uluslar arası standartlara erişmiş durumda mı?

Bu çok zor bir soru. Çok fazla boyutu var. Türkiye’de iyi insanlar da var , kötü  insanlar da. Amerika’da da İngiltere’de de vardır.  Sanırım yurtdışında bu alt ve üst değerler birbirine daha yakın. Burada uçlar daha fazla. İhtisasını aldıktan sonra bu bilgilerle meslek hayatını tamamlayan meslektaşlarımız var. Amerika’da böyle değil. Mezuniyet sonrası eğitim daha iyi. Bu nedenle insanlar sürekli kendini geliştirebiliyorlar. Ekonomi daha iyi. Hastahaneler hekimleri zorunlu olarak eğitime gönderiyor. Burada bir hekim 50 yıl boyunca bir kongreye gitmese bile kimse sormaz niye gitmediğini. Ya da kimse onun bilgisini değerlendirmez. Orada daha farklı.

Bilimsel çalışmalarınız için konu seçerken sizi kendi ilgi alanınız mı yönlendiyor; yoksa dönemin bilimsel trendlerinden de etkileniyor musunuz ?

İlgi alanım. Tabii ki söyle söyleyeyim. Sonuçta ilgi alanım o günkü koşullara göre belirleniyor. Mesela bugün son yıllardaki çalışmalarımızın büyük bir bölümü laparoskopik cerrahi, tek port cerrahi robotik cerrahi… Bunlar zaten cerrahi içerisinde son 15 yılın yükselen değerleri. Dolayısıyla, ilgi alanı gündelik gelişmelerin çok da dışında olmaz.

Ülkemizdeki genel cerrahi asistanlığı eğitimini nasıl buluyorsunuz? Yeterli düzeyde eğitim veriliyor mu ?

Çok  kötü. (duraksıyor)  Bence genel cerrahi asistanlık eğitimi rezalet! Öğrenci eğitimi de benzer. Tamamen kişisel çabalara bırakılıyor. Toplantılar yapılıyor ama bu sorun aşılamıyor. Sorun süre ile ilgili değil. Niteliği değiştirmek lazım.

Tıp eğitimine 1980 yılında Cerrahpaşa’da başlamışsınız. Şimdiki tıp eğitimi ile kendi dönemizdeki tıp eğitimini kıyaslayabilir misiniz?

Daha iyi olduğunu sanmıyorum. Eskiden de çok iyi değildi ama şöyle bakmak lazım.. Teknolojide, insan hayatında birçok değişiyor. Öğrenci eğitiminin de daha iyi olmasını beklersiniz.

St. Mary’s Hospital’da (Londra/İngiltere) yurtdışı deneyiminiz olmuş. Bu deneyim size neler kattı?

Benim hayatımda çok önemli bir dönemdir o. Ben oraya laparoskopik cerrahi için gittim. Gittiğim zaman Türkiye’de laparoskopik cerrahi uygulanmıyordu. Ben oradayken başladı. Yurtdışı ile burası arasında çok fark var. Türkiye’de insanlar kendi krallıklarını kurup tamamen bu krallıklar içinde yaşayabiliyor. Orada bir sistem var. krallıklar varsa bile o sistem insanları kendi istediği şekilde yönlendiriliyor. Bunu öğrenme şansım oldu.

Gittiğim merkez o zamanlar önemli 3-4 merkezden biriydi. Başlangıçta hayal gibi geldi. Türkiye’de yapılmayan laparoskopik ameliyatları görme şansı buldum. Hayatımda çok şey değiştirdi. Oradayken cerrahinin klasik konvansiyonel açık cerrahisinin geride kalacağını, değişeceğini gördüm.

Sadece bilgi ortamı değil; düşünce ortamı da beni geliştirdi mi diyorsunuz yani?

Farklı şeyler öğreniyorsunuz, sadece bilgi değil. Bizim gittiğimiz yıllarda bir asistan, bir yıl kıdemli bir asistanın ya da bir hocanın yanında konuşamazdı. Soru sorsa terslenirdi. Zaten Türkiye düşünmekten hoşlanılan bir ülke değil maalesef. Orada ise bireysel düşüncenin ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz. Bir asistan kliniğin en tepesindeki kişiye “Hayır sen yanlış düşünüyorsun” diyebilir. Burada ise farklı düşündüğünü bile yüz kere kıvırarak söyler. Bence herkesin bunları gidip farklı bir yerde görmesi lazım.

Bir cerrah olarak, hastalarınız ile iletişim kurmak ve onların güvenini kazanmak için neyi ön planda tutarsınız? Bu konuma gelene kadar nasıl bir yoldan geçtiğinizi sizi örnek alacak arkadaşlarımıza anlatıp bizlere de bu konuda öneriler verir misiniz?

Bu konuda özel bir çaba sarf etmiyorum ben, hakikaten. Hastalara kendi birinci dereceden yakınım, eşim, annem, babam, kardeşim gibi yaklaşıyorum. Ailemden birine ne yapacaksam onlar için de aynı şeyi yapmaya çalışıyorum. Bunu yaptığınız zaman hasta hissediyor. Hasta için önemli olan şey, onun sorunlarına onun sorunlarına sahip çıkacağınızı ve sonuna kadar birlikte yürüyeceğinizi hissetmesi. Onu hissederse zaten sizinle beraber oluyor. Hissetmezse siz alanınızda çok iyi olsanız bile bir sürü sorun çıkıyor.

Türkiye’de bilimsel dergi çıkarılmasına öncülük yaptığınız biliniyor. Peki Türkiye’deki dergicilik anlayışını uluslararası standartlar açısından değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’de çok önemli konulardan birisi bu. Bir ara YÖK, doçent ve profesör atamaları için uluslar arası dergilerde yayın gerekliliği çıkarttı. Bence bu iyi bir şey ama bu beraberinde şunu da getirdi. Kimse yurtiçine yazı yazmamaya başladı. Mesela benim son 10 yıl içerisindeki yazılarımın çoğu yurtdışına yazdıklarımdır. Yurtiçine yazdıklarımın çoğu da benden rica ettikleri içindir. Yurtiçindeki dergilerin kaliteli yazı bulamaması büyük bir sorun. Herkes kaliteli yazısını yurtdışına gönderiyor. Haliyle dergi kalitesi düşüyor ve dergilerimiz uluslararası atıf indekslerine giremiyor. Bu konularda düzenleme yapmak lazım. Daha yeni yeni düşünülen bir konu bu.

Yakın zamanda “Da Vinci” adlı ameliyat robotu ile obez bir hastayı ameliyat ettiniz. Robot cerrahisinin kullanım alanı ve laparoskopik cerrahiye katkıları hakkında neler söylemek istersiniz?

Şöyle düşünün. Açık cerrahide hasta üzerinde bir alanda çalışıyoruz diyelim. Uygun açıyı bulamazsak yer değiştirmek zorunda kalıyoruz. Bazen o da yeterli olmuyor karşıdaki asistana veriyoruz makası. “sen şurayı keser misin?” diyoruz. Laparoskopik cerrahide ise birkaç delikten giriyoruz ve tek noktadan aynı cisme yaklaşıyoruz. Bazı bölgeler ulaşamakta güçlük çekebiliyoruz. İkinci olarak da iki boyutlu görebiliyoruz.

“Da Vinci”nin birinci avantajı, robotun üç boyutlu olması. Avatar filmi gibi düşünün.  İkinci olarak; mesela elimizi kaç derece döndürebiliriz? Sınırlı. Ancak 270 derece. Ama robot 540 derece dönüyor. Her yöne çalıştığı için insan elinin yapabileceğinden daha fazla fonksiyon sağlıyor. Üçüncü büyük avantajı ise cerrahinin geleceğinde transvajinal transluminal ya da göbek deliğinden yapılan ameliyatlar var. Bizim bu konuda 4 tane yayınımız var. Bu ameliyatlar hasta için iyi, çünkü iz bırakmıyor. Ama mesela cerrah için çok zor. Çünkü daracık bir yerde üç dört alet birbiriyle çakışıyor. Amerika’da yapılan ve onay bekleyen bir robot var. Tek delikten girip dışarıda cerrahın rahatça işini yapmasını sağlıyor. Cerrah masada oturarak konforla da aynı işi yapabilir.

Hazır konu göbek delikliğinden yapılabilen ameliyatlara gelmişken, siz de Dünya tıp litaratürüne “İstanbul Ameliyatı” olarak geçen ameliyatı sayın Hamzaoğlu ile beraber yaptınız. Bu ameliyat hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Bu ameliyatın bizim kliniğimiz açısından şöyle bir önemi var. Bu kliniğin kurucularından Rudolf  Nissen, bugün reflü ameliyatlarında en çok yapılan “Nissen Ameliyatını” bulan kişi. 2. Dünya Savaşı’nda önce Atatürk’ün kucak açtığı Alman bilim adamlarından birisi. Yahudi kendisi. Türkiye’ye geliyor ve okulumuzdaki saatli binanın dizaynını falan ayarlıyor. İlk kez Nissen ameliyatını burada yapıyor. Sonra ilerleyen yıllarda Amerika’ya gidiyor. Nissen ameliyatı bugün reflü cerrahisinde gold standart bir ameliyattır. Laparoskopik olarak yapılması da gold standarttır. Bugün reflüsü olan hastalar bu ameliyat mutlaka laparoskopik olarak uygulanır. Biz tek port olarak yaptık bu ameliyatı. Ama tek port cerrahide en önemli sorun, bizim çalışma alanı üzerine karaciğer düşüyordu. Karaciğeri asmak için bir yöntem geliştirdik, bu yönteme de “İstanbul Yöntemi” dedik. Burada yöntemden çok kliniğimizin geçmişi ve Rudolf  Nissen’i hatırlatması önemli. Yöntemin kendisi de önemli ama bu anlamı daha büyük.

Çocuklarınızın olduğunu öğrendik. Aralarında tıbbı seçmeyi düşünen var mı ?

Yok, oğlum zaten Messi olmayı düşünüyor. (Gülüşmeler) Kararı kendilerinin vermelerinin isterim ama yine de doktor olmalarını istemem. Biz belli bir dalgayı yakaladık, şanslıydık; ama şimdi doktorluk yapmak çok zor bu ülkede. İnsanların, bakanlığın bakışı; çok şey istenmesi ve çok az şey verilmesi…

Sosyal ilgi alanlarınızdan da bahseder misiniz?

Kitap okumayı çok seviyorum. Çok yoğun çalıştığım için seçerek okuyorum. Tarih okuyorum. Tıp tarihi, siyaset tarihi, insanlık tarihi. 18-20 yaşlarda merakım buydu. Onun dışında fırsat buldukça kayak yapıyorum ama çok vaktim olmuyor. Gece ona onbire kadar çalışıyorum.

Mesleğiniz kendinize vakit ayırmanıza engel mi oluyor?

Oluyor. Çok çalışıyorum. 18 yaşındaki Tayfun gelse; bugünkü tayfunu döver. (Gülüşmeler.) “Daha fazla sosyalleş” der.

 

Bize kendisi ile ropörtaj yapma şansını tanıyan Sayın Tayfun Karahasanoğlu’na ve yardımlarından dolayı Asistan Dr. Erman Aytaç’a ve İntern Dr. Yasin Yılmaz’a teşekkür ederiz