Skip to content
Ocak 16, 2010 / COBİD

Sizden Seçtiklerimiz: Cam Gözler

CAM GÖZLER

Bediha BÖLÜKBAŞI; İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Türkçe Tıp Bölümü 3. Sınıf

Cerrahpaşa’da 2. ve 3. sömestreleri bitirmek, yolu yarılamakla eş değer. Hepimiz bunu yaşayarak öğreniyoruz. Temmuz 2009’da 5 haftalık kardiyoloji stajı için Almanya’daydım. Finalleri atlattıktan sonra İstanbul’da keyif yapma zamanım,  gideceğim yerle ilgili ayarlamam gerekenlere harcanmıştı. Biraz hayıflanıyordum başlarda. Uçağa bindiğimde bitirmiştim yaz tatilimi zaten. Ama o dakikalarda henüz bilmiyordum her şeye değer bir yolculuğa çıkıyor olduğumu…

Pazartesi sabahı saat 7.30. Erlangen Üniversitesi Hastanesi, kardiyoloji yoğun bakım servisinin kapısından bir acemi (2. Sınıfı henüz bitirmiş tıp öğrencisi, ben) girmeye çalışıyor ama ilk adımda kapıdaki şifre sistemine takılıyor, oysa bununla ilgili hiçbir bilgi vermedi anabilim dalı sekreteri. Hâlbuki görevli olduğum bölümü, neler yapacağımı, benden neler beklendiğini bir bir anlatıp şaşırtmıştı beni.

Alman tıp eğitiminde benim statümdeki öğrenciler için çok açık bir iş tanımlaması var. Çünkü Almanya’daki tıp öğrencilerinin 3. sınıfa başlamadan önce 5 aylık klinik stajı yapmış olmaları gerekiyor. Bu stajlar ağırlıklı olarak hasta bakımını ve hemşirelik eğitimlerini kapsıyor. Teorik eğitim süresi dışında (tatiller vb.) geçirilecek bu dönemleri ‘başarılı’ imzası alarak bitirmeleri gerekiyor. Bu da onlara temel bilimler eğitiminin yanı sıra iyi bir pratik öğrenimi sağlıyor ki bana göre bu kliniğe başladıklarında kendilerine güvenmelerini sağlayacak, tıp eğitimini özümsetebilecek bir bilgi pekiştirme yöntemi. Bu yaz gördüklerimden sonra tıp ve hemşirelik mesleği arasındaki ilişkiye daha farklı bakmaya başladım. Pek çoğumuz, hemşirelik mesleğinin, doktorların söylediklerini yapmak ve günlük rutinlerle ilgilenmek olduğunu sanıyoruz, fakat bunun yanında gerek intörnlük eğitiminde gerekse tedavi alanındaki etkileri oldukça fazla.

Hikâyemize dönecek olursam, benim de servisteki ilk maceram hemşirelerle karşılaşmamla başladı. Şifreyi bilmediğim için ziyaretçi girişinden girdim servise. Servisteki yabancı hemen fark edildi ve yanıma gelen hemşireye Profesör Achenbach’ın Türk staj öğrencisi olduğumu söyledim. Beni servisin girişinde bulunan cam ofise götürdü. Bilgisayarların (hastaların odalarındaki kamera görüntülerini gösteren), ilaç dolaplarının, laboratuara örnek gönderme dolabının ve aynı zamanda sorumlu başhemşirenin de odasının bulunduğu çok çarpıcı, geniş bir bölümdü; oradan da soyunma odasına götürüp yeşil formaları ve ayakkabıları verdi ve sonunda vardiya doktorları ile tanışmak için hazırdım.

Sabah 6.30 viziti çoktan bitmiş, doktorlar iş paylaşımı yapmış ve göreve başlamışlardı bile. Bana da –kendimi tanıttıktan sonra- kan gazı örnekleri alıp ölçüm yapmayı öğrettiler ve ardından çıkan sonuçları dosyalara yapıştırmakla görevlendirdiler. Yoğun bakım servisinde 2 uzman ve bir intörn vardı ama yapılacak iş çoktu. Birkaç gün içinde günlük rutinleri öğrenmiş, kan gazı alma sorumlusu görevine getirilmiştim. Hatta daha ilk hafta bitmeden kan almayı öğrenmiş, 4 kez reanimasyon, trakeostomi ve 2 kez otopsi izlemiştim.

Serviste eks olan hastaların raporları yazılmadan önce otopsi yapılıyor ve sonunda kardiyologların, cerrahların ve patologların bulunduğu bir grup raporun son halini hazırlıyordu.  6.30 da başlayan vizit, Profesör Achenbach yönetiminde yarım saat sürüyordu. Buna laboratuar sonuçlarını incelemek ve varsa yeni çekilen EKG’leri kontrol etmek de dâhildi. Ayrıca pek çoğu uyuyor olmasına ya da ağır durumda olmasına rağmen, profesör her birinin elini sıkar ve onlara günaydın derdi.  Ama onun olmadığı sabahlar, vizit süresi çoğunlukla uzuyordu; saydığım sıranın yerini -hasta odalarının kapısında yapılan, tedavi yöntemi ile ilgili -tartışmalar alıyordu.

Bir sabah vizit sonrası doktor odasına geçildi, vardiya değişimi yapıldı fakat gececi olan doktorlar ayrılmadılar. Fark ettiğim tek şey genel bir can sıkkınlığı atmosferi idi. Konuşmalar devam edince anladım ki, dün gece en yakın kasaba olan Forscheim’dan koroner kalp damarındaki tıkanıklık ve geçirilmiş myokard infarktüsü nedeniyle bizim yoğun bakıma sevk edilen 53 yaşındaki bayan hasta Heilmann, ne yazık ki katater muayenesine alındıktan bir saat sonra ölmüş. Tartışmalar hastanın servise göreceli olarak sağlıklı geldiği, en azından konuşabiliyor olduğu, bilincinin açık olduğu fakat erken müdahale nedeniyle açık olan son koroner arterin de tıkanmış olabileceği üzerineydi; tabii bunlar konuşulurken gece vardiyasının sorumlu profesörü odada değildi. Sabah toplantısında daha sonra kendisini görünce zor bir gece geçirdiklerini bir kez daha anladım.

Mesleki sorumluluklar çoğu zaman fazlasıyla yorucu ve üzücü olabiliyormuş, o gün daha net anladım. Biz henüz odadayken ve hastayla ilgili hararetli tartışmalar sürüyorken telefon çaldı. Göz kliniğinden geliyordu. Telefon, gece tüm işlemleri yapılmış olan, Bayan Heilmann’ın ailesinin onayının alındığını ve kornealarının bağışlandığını haber veriyordu. Bay Schneider onaylayan bir cevap verdi, telefonu kapattıktan sonra bana dönüp, göz kliniğinden gelecek asistanla birlikte kornea nakli (keratoplasti) işlemini izlemek isteyip istemeğimi sordu. Yeni olan her şeye parlayan gözlerle bakarak cevap veren ben, bu öneriyi de ‘tabii ki’ diyerek cevapladım. Biraz sonra bir sırt çantasıyla beyazlar içinde genç şirin bir kız biz yeşillilerin arasında belirdi. Aradığı belgeleri sordu, bizim servis sorumlusu olan doktorla protokoller üzerine kısaca konuştular. Sonrasında birlikte aşağı, morga indik. Bayan Heilmann’ın dolaptan çıkarılmasına yardım ettim, soğuk ve hastanenin merkezinden, olan bitenden uzak bir odaydı, kendi başıma orada olsam o kadar rahat hareket eder miydim bilemiyorum. Hatta genç göz asistanı  -İtalyan asıllı Alman- Julia’ya sordum, zor olmuyor mu bu rutin tek başına diye, işinin bir parçası olsa da ortam biraz ‘’soğuk’’ sonuçta; eğitimini Almanya’da tamamlamış, 2 yıl önce de uzmanlığına başlamıştı.

Bölümünü seçmeden önce bu tür sorumluluklarının olacağını bilmiyormuş, şaşırmış o da öncesinde ama artık alışmış. O zamana kadar gece operasyon yapmak zorunda kalmadığı için kendini şanslı hissediyordu, ama zorunda kalırsa, ona da alışacağını düşünüyordu. Bir yandan konuşurken bir yandan da birlikte biraz önce bahsettiğim sırt çantasını açıyorduk. İçinde steril aletler, eldivenler, vazokonstrüktör spreyler ve bulbus oculiler için küçük taşıma kapları… Kornea bankası için donörden kornea nakil yöntemi, ülkelere ve hastanelere göre değişiyor. Erlangen Üniversitesi Hastanesi Göz Kliniği’nde, göz küresi tümüyle alınarak sıradaki hasta için kornea bankasına gönderiliyordu.

İşleme devam ediyorduk bir yandan, daha doğrusu o devam ediyor ben de asistanlık yapıyordum olabildiğince. Bayan Heilmann’ın üzerindeki örtüyü açtık, 53 yaşında diabet ve MI öyküsü olan hasta, genç kaybedilen hastalardandı. Almanya’da insan ömrü yaş ortalaması kadınlarda 81 erkeklerde 76 olduğundan, bizim yoğun bakımdaki hastaların doğum tarihi ortalaması da 1930 olduğundan, hasta bu ortalama içinde ne yazık ki genç kalıyordu.

Julia operasyona sağ gözle başladı, göz kapağının lateralden ve medialden kesiler yaptıktan sonra bulbus oculiyi olabildiğince dışarı çıkardı. Ardından musculus rectus medialis lateralis inferior ve superior’u keserek göz küresini orbitada sabitleyen bağlardan kurtardı. Göz küresinin serbestleşmesiyle optik sinir de görünür hale geldi. Sodyum klorür doldurup pamuk yerleştirdiğimiz kaplara göz küresini koydu, üzerindeki etikete notları yazıp kapağı kapattı. Kesileri yaparken azami gayret göstermesine rağmen sedyedeki eğimden olsa gerek kan baş boyun bölgesinde yoğunlaşmıştı ve Julia’nın beklediğinden daha fazla bir kanama oldu. Bu kanama işlemin süresini uzatıyor ve Julia’nın canını sıkıyordu. Pek alışık olmadığı bir durum olduğu içinmiş bu sıkkınlığı. Sonrasında zaman kaybetmeden sol göze geçti, aynı prosedürü uyguladı ama bu defa tertemiz oldu ve çok kısa sürdü, vazokonstrüktör kullanmaya da gerek kalmadı birkaç kez tamponlandıktan sonra kanama durdu.  Ardından çantanın içinden siyah bir kutu çıkardı, açıp donörün göz rengine uygun renkte cam materyalden yapılmış gözleri gösterdi, en uygun rengi seçip yerleştirdi. Yüzün ve gözlerin doğal yapısını olabildiğince az deforme ederek donörün eski haline kavuşmasını sağlayarak, donörü yerine yerleştirdik. Etrafı temizleyip odayı bulduğumuz haliyle bıraktık. Son olarak ellerimizi dezenfekte edip çıktık. Kornealar şanslı bir hastaya transplante edilmek üzere yola çıktı. Benim için belki de bir daha tanık olmayacağım bir tecrübe oldu. Kardiyoloji stajı yaparken kornea nakli operasyonunun bir parçasına dâhil olmak oldukça ilginçti. Tıp eğitiminin karşımıza neler çıkacağı gerçekten de hiç belli olmuyor, belki de hepimiz biraz da bu nedenle seçiyoruz bu mesleği.