Skip to content
Kasım 15, 2009 / COBİD

Derleme: Narkolepsi

PDF-Derleme: Narkolepsi

Çiğdem Tel; İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi,Türkçe Tıp Bölümü 4. Sınıf

Narkolepsi, aşırı gündüz uykusu,katepleksi (ani kas tonusu kaybı),hipnogojik halusinasyonlar ve uyku paralizisiyle karakterize progresiv olmayan kronik özgün bir uyku hastalığıdır.Tanısı güç olan ve hastaların sosyal hayatını büyük ölçüde etkileyen bu hastalık doğru teşhis adına hekimlerin dikkatini çekmelidir. Çoğu vaka sporadiktir; ancak genetik ve çevresel faktörler de narkolepsi gelişimi için önemlidir.19. yüzyılın sonlarında tanımlanmasına rağmen, patofizyolojik mekanizması hayvanlarda narkolepsi geninin keşfinden sonra şekillenmiştir. Pozisyonel klonlama ve knockout hayvan modelleriyle yapılan çalışmalarda hipokretin/oreksin  ligand ve reseptörlerinin keşfi narkolepsi patogenezinde dönüm noktasıdır. Hipokretin/oreksin nöroendokrin fonksiyonlar ve enerji homeostasisi gibi çeşitli hipotalamik fonksiyonları içeren yeni bir nöropeptiddir.İnsanda hipokretin ilişkili genlerde mutasyon nadirdir ancak hipokretin ligand defektleri çoğu vakada ortaya çıkmıştır,klinikte beyin omurilik sıvısında (BOS) düşük ya da tespit edilemeyen hipokretin seviyeleri olarak karşımıza çıkar.Normal değerinin yüzde 30 altında BOS hipokretin seviyesi International Classification of Sleep Disorders (ICDS)’ye göre narkolepsi için diagnostik kriterdir.

Yapılan epidemiyolojik çalışmalarda Avrupa ülkeleri ve ABD de benzer prevalanslar elde edilmiştir(0.02-0.067%).Başlama yaşı çocukluk döneminden 50li yaşlara kadar değişebilirken, genellikle ikinci dekatta ortaya çıktığı görülmüştür. Cinsiyete göre farklılık yoktur, birinci derece akrabalarda risk artışı 1-2%,yani normal populasyona göre 10-40 kat fazladır.Ancak çevresel etmenler hastalığın gelişiminde major rol oynamaktadır.Sık sözü edilen faktörler kafa travması,uyku düzenindeki ani değişiklik ve çeşitli enfeksiyonlardır;bu faktörler için henüz kontrol grubuyla karşılaştırmalı çalışmalar bulunmamaktadır.

Aşırı Gündüz Uykusu

Aşırı gündüz uykusu ve katepleksi narkolepsinin iki primer semptomudur; ancak en sık ve ilk ortaya çıkan semptom aşırı gündüz uykusudur. Genellikle hastada kronik yorgunluk, uykusuzluk hissi uyandırır ve karşı konulamaz uyku ataklarıyla kendini gösterir. Bu uyku atakları alışılmamış durumlarda (yemek anında,konuşmanın ortasında,araba kullanırken…) ortaya çıkabilir ve mikro uyku epizotlarıyla birlikte gidebilir,hasta yaptığı işe yarı baygın halde devam edebilir,bu fenomene otomatik davranış denir.Çalışmalarda öğrenme ve konsantrasyon problemlerinin sıklıkla narkolepsiyle ilişkili olduğu görülmüş;psikofizyolojik testler  genellikle normal bulunmuştur.Birçok vakada aşırı gündüz uykusu ve uyku atakları hastaların sosyal yaşamını büyük ölçüde etkilemiş, kısa şekerlemeler ve gece uyku düzeni ile uyku ataklarının azaldığı görülmüştür.

Katapleksi

Katepleksi, narkolepsi için patogonomiktir. Güçlü emosyonlarla (özellikle gülme) tetiklenen ani kas tonusu kaybıdır. Hipokretin yokluğuna bağlı olarak ortaya çıktığı gösterilmiştir. Katepleksi anlıktır, göz ve respiratuar kaslar dışındaki tüm kasları etkileyebilir, bilinç yerindedir, hızlı düzelme vardır ve genellikle bilateraldir. Sıklıkla dizlerde fleksiyon, kollarda güçsüzlük,çene ve yüz kaslarının etkilenmesiyle kendini gösterir.

Uyku Paralizisi

Tüm narkolepsi vakalarının %20-50’sinde görülür ve sıklıkla hipnogojik halusinasyonlarla birliktedir. Uykuya dalış ve uyanma sırasında kasların kısa süreli güçsüz olma durumudur. Hasta parmağını bile oynatamayacak durumdadır. Uyku paralizisi birkaç dakika sürer ve ses veya  dış uyaranlarla sona erer.

Hipnogojik ve hipnopompik halusinasyonlar

Anormal görsel ve işitsel algıların uykuya dalarken (hipnogojik) ve uyanırken (hipnopompik) olması durumudur. Bu algılar genellikle korkutucu ve tehditkardır. Poligrafik çalışmalar bu halusinasyonların REM döneminde çok daha sık oldugunu göstermiştir. Hipnogojik halusinasyonlar genellikle uyku atakları ve katepleksiyle birlikte seyreder.

Diğer Semptomlar

Sık görülen semptomlardan biri de insomniadır. Narkoleptikler uykuya kolay dalarlar fakat kısa süre sonra uyanıp tekrar dalmakta zorlanırlar, gece uykuları oldukça rahatsızdır. Diğer semptomlar huzursuz bacak sendromu,REM uykusu bozukluğu,diğer parasomnialar ve obstruktif uyku apnesidir.

Narkolepsinin enerji homeostasıyla da ilişkili olduğu söylenmiştir. Narkoleptiklerin çoğunda obezite,insulin resistan DM,yüksek tansiyon mevcuttur.

Teşhis

Klinik tanı aşırı gündüz uykusu ve/veya en az 6 ay devam eden uyku atakları ve katepleksi hikayesiyle konur.ICDS’ye göre katepleksi olmaksızın aşırı gündüz uykusu varlığında teşhis eğer bir ilişkili semptom  (uyku paralizisi,hipnogojik halusilasyonlar,otomatik davranışlar,düzensiz uyku) mevcutsa ve ortalama uyku latensi 8 dk. dan az veya multipl sleep latency test(MSLT)’te en az 2 uyku başlangıcında REM periodu varlığı (SOREMPs) görülmüşse mümkündür. Klinik ve polisomnografik kriterlere ek olarak HLA DQB1 0602 pozitifliği tanıyı destekleyicidir. Ayrıca CSF hipokretin-1 ölçümü narkolepsi-katepleksi teşhisinde major rolü üstlenmiştir. Ayırıcı tanıda diğer hipersomnialar (uyku apne sendromu, idiopatik hipersomnia, depresyon ilişkili hipersomnialar),senkop (katepleksi dominantsa),epilepsi, şizofreni düşünülmelidir.

Narkolepsinin patofizyolojisini keşfetmek

Normal uyku, REM (rapid eye movement) ve non-REM uykusu olmak üzere ikiye ayrılır. N-REM uyku talamokortikal nöronların yavaş dalgalarıyla karakterizedir, bu yüzden yavaş dalga uykusu olarak adlandırılır. Uyku siklusunun yaklaşık yüzde 80’ini oluşturur. Elektroensefalografik (EEG), endokrin ve fizyolojik değişikliklere göre dört evreye ayrılır(S1,S2,S3 ve S4).REM uykusu tek fazdan oluşur ve normalde N-REM uykusunu takip eder.bu uyku siklusu yaklaşık 90 dakika sürer ve bir gecede 4-5 kez tekrarlanır. Narkoleptiklerde uykuya dalışın uyanıklıktan hemen sonra REM uykusunun ortaya çıkmasıyla oluştuğu düşünülmüştür.Bu hipotez oldukça basite indirgenmiş olsa da aşırı gündüz uykusu ve hem REM hem N-REMde görülen uyku latensinin kısalmasını açıklayamaz. Bir diğer hipotez narkolepsiyi uyku,uyanıklık mekanizmalarının kontrolünün bozulmasına bağlar.Uyku uyanıklık değişimleri pontin retiküler formasyonda birbiriyle bağlantılı iki nöronal grubun ürettiği uyarıcı(kolinerjik) ve baskılayıcı(aminerjik) nörotransmitterlerin karşılıklı etkileşimine bağlıdır. 1980’lerde human leukocyte antigene (HLA) DR2’nin keşfi de narkolepsi için bir dönüm noktasıdır. Özellikle HLA DQB1 0602 narkolepsi-katepleksili hastalarda %90, katepleksi görülmeyen narkoleptiklerde %41 ve normal populasyonda %18-35 bulunur. HLA ile olan bu güçlü ilişki ‘Narkolepsi acaba otoimmun bir hastalık mıdır?’ sorusunu akla getirmiştir; ancak narkolepsiyle ilişkili inflamatuar bir prosess veya immun bozukluk bulunamamıştır. Klasik otoantikorlara ya da oligoklonal BOS bantlarında artışa da rastlanmamıştır. Tipik otoimmun patolojiler(eritrosit sedimentasyon hızı, serum immunglobulin seviyeleri, C-reaktif protein seviyeleri, kompleman seviyeleri) narkoleptiklerde normaldir. Son çalışmalarda organ-spesifik ve nöron-spesifik oto-antikorların varlığı araştırılmış ancak bu oto-antikorlara rastlanılmamıştır, preprohipokretin ve ürünlerine karşı reaktif Ig G  de gözlenmemiştir.

1998de hipokretin/oreksin denilen yeni bir hipotalamik nöropeptit bulunmuş, lateral hipotalamustan üretilen bu peptidin uyku uyanıklık siklusunu regule etmede, beslenme davranışlarında, nöroendokrin, otonomik ve metabolik fonksiyonlarda rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Hipokretin 1 ve 2 nin azalmasıyla uyanıklıkla REM dönemi arasında hızlı geçişin görüldüğü ve narkolepsi-kateplekside BOS hipokretin-1 konsantrasyonunun azaldığı gözlemlenmiştir. Canine narkolepsi modelde pozisyonel klonlamayla yapılan çalışmada otozomal resesif mutasyonun köpeklerde narkolepsi nedeni olabileceği düşünülmüş, hipokretin reseptör gen (HCTR2)in yokluğunun canine narkolepside major neden olması, hipokretinin uykuyu module eden ana nörotransmiterlerden olduğunu kanıtlamıştır. Ancak insanda gen mutasyonuna bağlı narkolepsi çok nadirdir. Hipokretin ligand eksikliği,hipokretin nöronlarının masif kaybı vardır ve nedeni hala bilinmemektedir. Hastalığın başlamasında rol oynayan ve daha sonra kaybolan bir otoimmun mekanizma olasılığından bahsedilmektedir. BOS hipokretin düşüklüğü tanıya yardımcı rol oynar. BOS hipokretin-1 konsantrasyonu 110 ng/L nin altındaysa narkolepsi-katepleksi için %94 pozitif bir değerdir. Kontrol grubunda ya da diğer nörolojik hastalıklarda bu değer 200 ng/L nin üstündedir.

Tedavi

Tedavinin temelinde uyku hijyeninin sağlanması vardır. Hastaya gün içinde uyuklaması önerilir. Deksamfetamin, modafinil,klomipramin,viloksazin,fluoksetin, diğer ssriler, venlafaxine kullanılan ilaçlardandır. Hipokretin replasman tedavisi ise gelecekte öngörülen tedavilerdendir.

Kaynaklar

1. Nishino S. Clinical and neurobiological aspects of narcolepsy. Sleep Medicine 8  373–399,2007

2. Nishino S. Narcolepsy:Pathophsiology and pharmacology.J Clin Psychiatry 68-13,2007

3. Zeman A , Britton T , Douglas N ,Hansen A ,Hicks J ,Horward R ,Meredith A , Smith I ,Stores G ,Wilson S,,Zaiwalla Z. Narcolepsy and excessive daytime sleepiness.BMJ ;329:724-8,2004

4. Victor M , ARopper AH. Adams and Victors Manual of Neurology.Mcgraw-Hill,2004.

5. Maret S, Tafti M. Genetics of narcolepsy and other major sleep disorders: Swiss Med Weekly ;135:662–665,2005

6.. Ohayoni MM, Ferini-strambi L. ,Plazzi G , Smirne S , Castronovo V. Frequency of narcolepsy symptoms and other sleep disorders in narcoleptic patients and their first-degree relatives. J. Sleep Res.  14, 437–445,2005

7. Lecea L , Gregor Sutcliffe J. The hypocretins and sleep; 1742-4658. 2005

8. Baumann CR , Bassetti CL. Hypocretins (orexins): clinical impact of the discovery of a neurotransmitter.  Sleep Medicine Reviews  9, 253–268,2005