Skip to content
Kasım 15, 2009 / COBİD

Röportaj: Prof. Dr. Mladen Vranic

Feyza Avcı; İstanbul Üniversitesi,Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İngilizce Tıp Bölümü 4. Sınıf

Bir idealin öyküsüdür aslında bilim. Hayallerin çaba harmanlanıp, tez olarak sunulmasıdır bir anlamda. Merakla tetiklenir, okumakla beslenir ve tecrübeyle insanlığa hediye edilir. Her şeyden önce sabır ve özveri ister. Bir seçimdir, hayatı adamak ve almaktan çok vermektir. Mladen Vranic de kendini diyabetin derinliklerinde bulmuş yaşayan bir efsane. Prof. Hasan İlkova’nın desteğiyle 16 Mayıs 2008 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gelen Vranic Hakkı Ogan amfisinde en son çalışmalarını içeren bir sunuyla bizlerle buluştu. Prof. Vranic hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.

1930 yılında Hırvatistan’ın Zagreb şehrinde dünyaya gelen Vranic, akademik ve sanat yüklü bir atmosferde büyümüştür. Babası Vlademir, döneminin ileri gelen matematik profesörlerinden biridir. Vranic’in lise yılları oldukça hareketli geçmişti. Avrupa ve dünyayı etkisi altına alan savaşlar ve emperyalizm rüzgarlarıyla bir Avrupa şehrinden diğerine hareket etmişler, en sonunda tekrar Zagreb’e dönmüşlerdir. Bu kötü şartlara rağmen, eğitim hayatına devam etme şansı bulan Vranic üniversite eğitimine tıp fakültesinde devametmiştir. O dönemlerde çok da fazla geçmişi olmayan karbonhidrat metabolizması ve diyabet üzerine ilk çalışmalarına Zagreb’deki bu tıp fakültesinde, başarılı fizyologların öncülüğünde başlamıştır. 1954’ten bu yana yaklaşık 208 makalesi yayınlanmıştır. 209. makalesi ise şu an basım aşamasında. Bunun yanı sıra, çeşitli kitap ve özel makalelerde de 71’e yakın bölümü bulunmakta. Hayatı boyunca bir çok başarıya imza atan Vranic, 78 yaşında olmasına rağmen, bir çok genç bilim adamının gıpta ile izlediği bir enerjiyle, bugün hala aktif olarak çalışmalarına devam etmekte. Tip II diyabet üzerindeki çevresel faktörleri baz aldığı bu çalışmaları ile ilgili son verilerini, Cerrahpaşa’da öğretim üyeleri, asistanlar ve öğrencilerle paylaşarak, ilgililere yeni vizyonlar sağlamıştır.

Tıp Eğitimi:

1948 – 1955 Zagreb Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Hırvatistan

1956 – 1962 Fizyoloji Anabilim Dalı, Zagreb Üniversitesi (Doktora)

1963 – 1965 Fizyoloji Anabilim Dalı, Toronto Üniversitesi (Doktora sonrası araştırma/Öğretim Üyesi)

1972 Fizyoloji Profesörü, Toronto Üniversitesi

1978 Tıp Profesörü, Toronto Üniversitesi (çapraz görev)

1987 Ziyaretçi Profesör, Zagreb Üniversitesi Tıp Fakültesi

Ödüllerinden Bazıları:

2005 Albert Renold Ödülü, Amerikan Diyabet Derneği (ödülü alan tek Kanadalı)

1995 İnsülinin Toronto’daki Keşfinin 75. Yıldönümü Kutlamalarında Organizasyon Komitesi Başkanı

1995 Amerikan Fizyolojik Birimler Derneği, Solomon A. Berson Seçkin Okutman, Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü, Atlanta (ilk Kanadalı)

1992 Yabancı Yardımcı Profesör, Karolinska Enstitüsü, Stockholm

1992 Tıp Doktoru Şeref Payesi – Karolinska Enstitüsü Tıp Fakültesi (sadece 2 Kanadalıya ödül verilmiş)

1991 Seçkin Bilimsel Başarı için Banting Madalyası ve Okutmanlık (Amerikan Diyabet Derneği) (Kanada’da çalışan tek Kanadalı)

1986 Kanada Kraliyet Doktorlar ve Cerrahlar Kolejinin Seçilmiş Kişisi, Medikal Bilim Adamı Kategorisi

1986 MRC Ziyaretçi Bilim Adamı Ödülü, Oxford Üniversitesi, İngiltere

Çeşitli Derneklerdeki Onursal Pozisyonları:

1994 Hırvat Dünya Doktorlar Kongresinin Onursal Yetkili Üyesi

1995 Türkiye Diyabet Derneği Onur Üyesi

2000 Alma Matris Hırvat Mezunlarının Onursal Başkanı (Toronto, Ontaryo)

Araştırma İlgi Alanları

  • Hiperglisemi ve hipogliseminin kas, karaciğer ve beyindeki adaptif etkileri.
  • Stres ve egzersizin metabolik sendrom ve tip 2 diyabetin oluşumundaki etkileri.
  • Öncül stresin ve hipogliseminin, hipotalamik-hipofiz-adrenal aksın cevabı üzerindeki ve tip 1 diyabet modellerindeki karşıt regülasyon üzerindeki etkileri.
  • Hipoglisemi esnasında tip 1 diyabet modellerindeki glukagon eksikliğinin mekanizması.

Prof. Vranic ile sunumu öncesinde Prof. İlkova’nın odasında buluştuk. Yanında, Michigan Üniversitesi, Dahiliye Profesörlerinden Sayın Sümer Pek de vardı. Bu saygıdeğer bilim adamları bir çok çalışmaya beraber imza atmışlar. Keyifli bir sohbetin ardından, sunum için salona geçtik. Sunum sonrasında Sayın Vranic ile kısa bir röportaj yapma imkanını yakaladık:

Sayın Vranic öncelikle Türkiye’ye hoş geldiniz. Umarım keyifli vakit geçiriyorsunuzdur. Türkiye’yi nasıl buldunuz?

13 sene önce insülinin keşfinin 75. yıl dönümü ve Türkiye Diyabet Derneği’nin 40. yıl dönümü için İstanbul’a gelmiştim. Derneğin onur üyeliğini vermişlerdi. O zaman da çok beğenmiştim İstanbul’u.  Bu sefer de dünya harikalarından biri olan Kapadokya’yı ve Akdeniz’de bulunan bazı arkeolojik bölgeleri gezmeyi planlıyorum.

Şimdiden iyi eğlenceler. Biraz kariyerinizin başlangıcına gitmek istiyorum. Hayatınızdaki dönüm noktalarından bahsedebilir misiniz?

Pankreatik glukagonun keşfini kariyerimin başlangıcı olarak nitelendiriyorum. Sümer’le yaptığımız bilimsel çalışmalar da hayatımdaki önemli noktalardandır.  Ama daha geriye gittiğimizde iki önemli isim var: Aslında ben resmi olarak Prof. Best’in yanında doktora sonrası araştırmamı yapıyordum. O süre zarfında iki kişiyle çalıştım. İlki Rapaport, muhtemelen deneysel köpek modeli üzerinde çalışan en iyi cerrahtı; dolayısıyla, deneysel cerrahi adına ondan çok şey öğrendim. Diğer isim ise, Wrenshall, Toronto/Kanada ve Brooklyn /Amerika’da bulunan iki okulda, radyoaktif izleyiciler konusunda önde gelen isimlerden biridir.  Bir de matematik alt yapısına sahip olan yaz dönemi öğrencilerim. Bu öğrencilerle yeni metotlar geliştirdik. Metotlar, buluşların anahtarlarıdırlar; bu sayede çok yol kat ettik.

Sizi bilimle buluşturan neydi? Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak ele alabilir misiniz?

Tek kelimeyle merak. Biliyorsunuz, tıp fakültesinde okudum. Ve eğitimim esnasında, yazları fizyoloji bölümündeki çalışmalara katıldım. O dönemde diyabet yörüngesinde çalışılan tek konu karbonhidrat metabolizmasıydı. Benim de oldukça ilgimi çekti. Türkiye’de tıp eğitimi nasıl bilmiyorum ama orada 6 sene sürüyor ve ben de 2. senemi tamamladığım yaz tatilinde ilk adımlarımı atmış oldum. İlerleyen senelerde babamda da diyabet ortaya çıktı. Amcam ve babaannemde de vardı. Fakat babamın ki biraz kuşkulu; çünkü oldukça zayıftı. Şunu belirtmeliyim ki, bu alandaki çalışmalarımda en çok ilgimi çeken konu, glikoz devri (turnover)dir. Yani, glikozun üretimi ve kullanımıyla ilgili döngü,  çalışmalarıma bir hayli yön vermiştir. Bu arada, babamın akademik kariyeri ve yaşamı da bu seçimimde önemli bir rol oynamıştır.

Tıp, çok uzun bir yol ve cesaret istiyor. Bu yola çıkmadan önce önemli bir hedefiniz var mıydı?

Açıkçası, sadece bir bilim adamı olmak istiyordum, başlarken belirli bir bölüm yoktu kafamda. Fakat eğer Amerika’da olsaydım, sanırım bir biyokimyacı olurdum, çünkü Amerika, o dönemde biyokimyada oldukça iyiydi.  Hırvatistan’da temel bilimlerle, klinik tıbbı birleştirmek olanaksızdı. Klinisyenler çok uzun saatler boyunca çalışıyorlardı. Bu yüzden, bir karar vermek zorundaydım: bir temel bilimci mi olmak istiyordum, yoksa klinisyen mi? Evet Amerika’da olsaydım ve gene tıp okuyor olsaydım, büyük olasılıkla, klinik tıbbı, temel bilimlerle birleştirirdim. Çünkü orada klinisyenler Hırvatistan’da olduğu gibi uzun saatler çalışmıyorlardı ve işleri yarım günde bitiyordu. Bu durum tetikleyici olabilirdi.

Hırvatistan’da doğup büyümenize rağmen bugün Kanada’dasınız ve oranın önemli vatandaşlarından birisiniz. Sizi buna iten sebepler nelerdi?

İki sebep vardı: Öncelikle, Yugoslavya o dönemde komünist bir rejimle yönetiliyordu. Evet, belki de o zamanlardaki komünist rejimler içerisinde en iyisiydi ama ben demokratik bir ülkede yaşamak istiyordum. Bu yüzden, oralarda kalamazdım. İkinci sebebim ise, akademik kariyerime öğretim üyesi olarak devam etmek istememdi ve Zagreb’de bu çok zor olacaktı. Bu, benim için çok zor bir karardı ve üç seçeneğim vardı. Amerika’ya veya Kanada’ya gidebilirdim yada Zagreb’e geri dönecektim. Öyle zor bir süreçti ki, o dönemde ülser olmuştum.

Çocuklarınızdan tıp seçen oldu mu? Yada onları tıpa yönlendirdiniz mi?

Esasen, çocuklarımın hiç biri tıpı tercih etmedi. Üç kızım var. Biri, avukat; biri, finansla ilgileniyor ve diğeri de politikacı. Bu noktada şunu söyleyebilirim: Bir bilim adamının yaşamı ilginç olabilir ama kolay değildir.

Son olarak, Türkiye’de tıp fakültesi öğrencileri bilim yolunda nasıl adımlar atabilirler, neler önerirsiniz?

Türkiye’yi tam olarak bilmiyorum ama Kanada adına konuşacak olursak, mezun veya hala öğrenci olan tıp fakültesi öğrencileri orada, yazlarını bilimsel çalışmalar yaparak değerlendiriyorlar. Hatta bir kısmı senelik projeler yapıyorlar. Mesela, benim bir öğrencim var, haftada bir gün geliyor. Ayrıca, makale okumak da çok yardımcı olacaktır. Birkaç büyük ismi tanıyarak başlanabilir bu yola. Başlangıçta konu seçmekten önce, önemli birkaç ismi takip etmek yol gösterici olabilir. Ve tabi ki derlemeleri okumak da çok yarar sağlayacaktır.

Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederim.

feyza 1