Skip to content
Kasım 11, 2009 / COBİD

Derleme: Anti-ageing

PDF-Derleme: Anti-ageing

Murat Yassa, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Türkçe Tıp Bölümü, 5. Sınıf

21.11.08 tarihli Milliyet Gazetesi’nin internet sayfalarının “Yaşam” konulu haberlerinde ilginç bir habere rastladım.

“Ebedi Gençliğin formülü bulunduğu iddia edildi.”

Tabiki ilk okuyuşta komik geliyor olabilir, ama bir ÖBAK’lı olarak iddiayı enine boyuna araştırdığımızda ortaya çok ilginç şeyler çıktığını gördük ve tabiki araştırılabilir yeni noktalar…

Bu köşede sizlerle “Yaşlanma ve Telomeraz aktivitesi” üzerine konuşacağız.

YAŞLANMA

Öncelikle burada bilmemiz gereken bir terim var:

“Senescence” – yaşlanma, yaşlılık; yaşayan bir organizmanın tüm biyolojik işlemlerinin kombinasyonunun belli bir zaman diliminden sonra bozulmasıdır.

Latince “senex” – yaşlı yaş, yaşlı adam kökünden gelir.

Yaşlanmayı genel olarak ikiye ayırdığımızda ilk olarak Hücresel yaşlanma üzerinde durmalıyız.

 

Hücresel Yaşlanma

Normal diploit diferansiye hücrelerin irreversibl olarak bölünme özelliklerini kaybetmesi-hücre döngüsünün durması, apoptozise karşı direnç ve gen ekspresyon ve fonksiyonlarındaki değişikliklerin ortaya çıkmasıyla karakterize bir durumdur.

Normalde (in vitro) yaklaşık 50 bölünmeden sonra bazı hücreler yaşlanıyorlar – DNA çift zinciri kırıkları meydana geliyor, toksinler etkiyor vs…

Bu fenomen “replikatif yaşlılık”, “Hayflick fenomeni” veya “Hayflick sınırı” olarak da biliniyor.

DNA hasarı – Tamir olmazsa – apoptoz veya yaşlanma ile sonuçlanıyor.

Hücresel yaşlanmadan sonra ikincil olarak “organizmal yaşlılık” tan bahsetmeliyiz:

Organizmal Senescence

Tüm organizmanın yaşlanmasıdır. Yaşlılık genellikle strese cevapta yoksunluk, artmış homeostatik dengesizlik ve yaşlılığa bağlı hastalıkların sıklığındaki artış riski ile karakterizedir.

“Gompertz-Makeham mortalite yasası”’na göre: Mortalite oranı yaşla birlikte hızla artar!

Ama bazı hayvanlar, bazı timsahlar ve balıklar gibi, yavaş yaşlanıyorlar. Kaplumbağalar, kargalar gibi çoğu hayvanın yaşam süresi çok farklı; kelebek ve insanı düşünün. Bazı hayvanlarda “negatif yaşlılık” yani yaşla birlikte mortalite oranın düştüğü bile gözlenmiş! Yani Gompertz-Makeham yasasına ters olan istisnai durumlar var. Bu noktada biraz soluk alıp biraz gen düzeyine indiğimizde ortak karara beraber gideceğiz:

Saccharomyces cerevisiae (mantar), Caenorhabditis elegans (solucan), Drosophila melanogaster (meyve sineği) üzerinde çalışmalar yapılmış ve yaşlılığa ait bazı genetik mekanizma yolakları bulunmuş.

Anlaşılabilir olanlardan Sir2 (NAD+ bağımlı histon deasetilaz) geni yolağını örnek verebiliriz:

Mantarlarda Sir2 bazı lokusların genetik sessizliği için gerekli: Mesela telomerler ve ribozomal DNA (rDNA). Bazı mantarlarda replikatif yaşlanma rDNA tekrarları arasında oluşan homolog rekombinasyonlar tarafından oluyor; rDNA tekrarlarının eksizyonu ekstrakromozomal rDNA halkalarının (ERCs) formasyonuna yol açıyor. ERC’lerin ise esansiyel nükleer faktörlerlerle yarışarak hücresel yaşlanmaya yol açtığına inanılıyor.

Ama bu ERCs ler farklı türlerde gözlenememiş hatta aynı mantar türünün farklı cinslerinde bile. Ve insan gibi yüksek organizmalarda yaşlılığa katkısı olduğuna inanılmıyor.

Yani çıkaracağımız sonuç; yaşlılık evrensel değildir! Her türde aynı mekanizma üzerinden işlemiyor, hatta aynı türde farklı bireyler arasında bile aynı mekanizmanın geçerli olduğundan bile emin olamıyoruz.

O zaman temel konumuz insan yaşlanması üzerinde duralım. Şimdilik bildiklerimize göre; Replikatif Yaşlanma, Hücresel Senesens ve Apoptozise yol açan etkenler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

p53; senesensin en önemli regülatördür: p53, hücre proliferasyonunu geçici ya da kalıcı olarak durdurur ya da apoptozise yönlendirir. Telomer kısalması, p53-p21 yolağının uyarılması senesense yol açar.

pRB; p53 gibi net bir rolü yoktur. Senesens sırasında, hipofosforile olarak (down regüle) hücre döngüsünün durmasını sağlar.

Oksidatif stres ve antioksidanlar

Isı şoku proteinleri (Hsp); hücreler, geçici olarak ölümcül olmayan sıcak derecelerine maruz bırakıldıklarında proteinler (Hsp) üretilir. Bu proteinler termotolerans sağlar. Bu proteinler aynı zamanda apoptozise karşı koruyucudur. Hsp27 sitokrom C’nin mitokondriden salınmasını önler, Hsp70 ve 90 Apaf-1 yoluyla kaspaz aktivasyonunu inhibe ederek apoptozisi önler.

Bcl-2 ailesi; apoptozisi azaltarak hücresel proliferasyonu artırarak maligniteye yol açtığı gösterilmiştir. Karşıt olarak, fibroblastlarda senesens oluşumu Bcl-2 artışı ve apoptozise dirence yol açar. Ayrıca, T-hücreleri senesensinde Bcl-2 artışı ortaya çıkar.

ING proteinleri: kromatin remodeling ve strese bağlı apoptoziste rolleri vardır. DNA hasarına karşı hücresel cevapta hücre döngüsünü G1 fazında durdurur. Ayrıca p53 üzerinden replikatif senesens üzerinde pozitif bir rolü vardır.

TELOMERAZ AKTİVİTESİ

İnsanda “Senesens”in ortaya çıkışında telomerik ve non-telomerik yolaklar vardır. Telomerik yolakta; telomer kısalması ile DNA hasarı cevabını tetikler ve buna bağlı olarak p53 yolağı (ATM/ATR-p53-p21) devreye girer ve hücre proliferasyonu durur.

Bu arada telomer tekrarları kromozomlar, hücreler ve türler arasında değişiklik gösterebilir. İnsanda yaşlanma ile birlikte beyin ve miyokart dokularında telomer kısalması olmadığı bildirilmiştir. Primer insan fibroblast hücreleri telomeraz eksprese edemezler.

Senesens sonrası, apoptozise direnç ve BCL2 gen ekspresyonu artar. Apoptozise karşı direnç olması hücre senesensi ve hücre ölümü ayrımı için temel bir özellik taşır. Bu, özellikle CD8 T-hücrelerinde gösterilmiştir

Non-telomerik senesense ise, akselere senesens, prematüre senesens, stres ya da aberan sinyale bağlı indüklenmiş senesens (STASIS) ya da ekstrinsik senesens adı verilir.

Bunlar DNA hasarı, onkojenik (H-RAS,ERBB2) ya da mitojenik sinyallere bağlı olabilir. Strese bağlı indüklenen prematüre senesens (SIPS); çeşitli hücresel strese bağlı olarak (UV ışını, hidrojen peroksit, kemoterapödik ajanlar, iyonizen radyasyon gibi) replikatif senesense benzer bir fenomene yol açar.

Bu olguda apoptozis yoktur. Replikatif senesens ile aralarındaki fark şu şekilde açıklanabilir:

Replikatif senesenste telomerik DNA’da meydana gelen kısalma ile programlı bir süreç başlar ancak SIPS’de ise bir strese karşı programlı olmayan bir cevaptır. Ayrıca, SIPS telomer disfonksiyonuna bağlı ortaya çıkmaz.

Şimdi “yaşlanma ve telomeraz İlişkisi”ni endotel hücrelerini ele alarak konuşacağız.

Peki, neden endotel hücrelerini ele aldık?

Yaşa bağlı deri değişiklikleri; deri mikrovasküler dolaşımındaki değişikliklere bağlı olarak purpura, telenjektazi, solukluk, anjiom ve venöz göllenmedir. Bu konuda endotel hücrelerindeki replikatif senesensi direkt ya da indirekt ilişkili olabilir. Vasküler tamir sistemi endotel hücrelerinin proliferasyonuyla ilgilidir ve yaşlanma ile damar intimasında telomer kaybı olduğu saptanmıştır. Ayrıca, anjiogenik potansiyel telomeraz aktivitesi ve telomer uzunluğuyla direkt koreledir.

Endotel hücrelerinde yaşlanmaya alakalı olarak şunları görüyoruz:

– Reaktif Oksijen Türleri (ROS) ‘nde artış

– Nitrik Oksit (NO) ‘te redüksiyon

– Mitokondriyal disfonksiyon

– Azalmış Nükleer Telomeraz Ters Transkriptaz (TERT) aktivitesi

Öncelikle, telomerler kromozomların fiziksel sonlarıdır. Kromozomun stabilitesi ve bütünlüğü için gereklidirler.

Mitotik bir saat gibi, her hücre bölünmesinde kısalıyorlar. Kromozomların başında bir şapka gibi kromozomları degradasyondan ve uç uca füzyondan koruyor. Kromozomal DNA’nın degrade olmaktan, nükleaz etkisinden korur. Telomerik DNA içerikleri tekrarlayan sekanslardan oluşuyor: (TTAGGG). Telomerler belirli bir kritik kısalmaya ulaştığında buna disfonksiyonal telomer adı verilir. Bu aşamada 2 kontrol noktası vardır: M1 adı verilen birinci mortalite evresinde hücre döngüsü durur ve hücre TP53 geninin devreye girmesiyle senesense girer. TP53 mutant olan hücrelerde ise hücre döngüsü devam eder. Ancak, telomerde kısalmalar devam edince, hücre M2 denilen ikinci mortalite evresine girer ki bu evrede telomerler kromozomal devamlılığı sağlama özellliği taşımaz. Bu aşamaya “kriz” adı verilir. Bu aşama p53’den bağımsızdır ve kromozom instabilitesiyle birlikte hücre ölümüne yol açar.

Bu telomer kısalması ise ribonükleik protein olan telomeraz enzimi tarafından önleniyor. RNA molekülü Terc ve TERT katalitik protein olarak iki alt ünitelerden oluşan telomeraz, bu telomerik sekansları sentezliyor. Telomeraz Ters Transkriptaz olarak hareket eder ve Terc tarafından hazırlanan taslakları kullanarak telomerik tekrar dizilerini oluşturur. Telomerin durumu uzunluğuna ve telomeraz aktivitesine bağlıdır. Bunlardan herhangi birindeki değişiklik, telomer bütünlüğünün kaybına ve kalıcı, geri dönüşümsüz büyümede durmaya yol açar ve bu da hücresel yaşlanma anlamına gelir.

Ama telomerazların miktarı telomerlerin tümünü geri döndürecek düzeyde değil.

Peki, telomerler kısala kısala biterse ne olur? Hücre yaşlanır yani bölünme yeteneğini kaybeder ama fonksiyonları aynı kalır!

Replikatif ya da hücresel senesens hücre ölümü değildir. Bu hücreler, apoptozise dirençlidir ve in vitro olarak 3 yıl süresince metabolik olarak aktif olduğu bildirilmiştir. p53’ün senesense giren hücrelerde değişime uğradığı ve senesense giren fibroblastların p53 bağımlı apoptozise giremediği ve bunun yerine DNA hasarına bağlı olarak nekroza gittikleri gösterilmiştir.

Yani, telomer uzunluğu madem hücrenin geçirdiği bölünme sayısı ile alakalı; o zaman hücrenin replikatif kapasitesinin tahmin edilmesine ve belli yaşların belli patolojilerinin tahmin edilmesine işe yarayacaktır.

Kök hücreleri ve konumları (lokasyon) rejeneratif tıp için büyük bir umut! Ama kök hücrelerinin kesin lokusları hakkında çok fakir bilgimiz var. Yapılan bir çalışmada “Telomapping” denen bir teknik kullanarak (konfokal telomer kantitatif floresans in situ hibridizasyon, (Q-FISH) ) dokularda telomer uzunluğunun gradiyentlerini ölçülmüş. En uzun telomerler daha önceden bilinen kök hücre kompartmanlarını haritalamış. Yani bize kök hücrelerin yerini göstermiş. Farenin saç foliküllerinde, en uzun telomerlere sahip hücreler daha önceden yeri bilinen kök hücre kompartmanlarını işaret etmiş, ayrıca kök hücre markerlarıyla işaretlenmiş ve sağlama yapmak amacıyla hücreye mitojenik stimuli verilince, bulunan hücreler gerçektende kök hücre gibi davranmışlar. GFP+ hücreleri en uzun telomerlere sahip hücreler çıkmış. Daha önceden ise, kök hücrelerinin lokalizasyonlarını bulmak için protein markerleri kullanılıyordu, başarılı olmasına rağmen, bu tekniği sınırlayan şey; her kök hücre lokusu kendine has değişik spesifik marker gerektirmesiydi.

Yaşlanma ve telomerler üzerine genel bilgi sahibi olup, üzerine değişik bir fikir ürettikten sonra şimdi de Anti-aging terapi için günümüzün en moda adaylarından TERT hakkında konuşacağız.

TERT, yani Telomeraz Ters Transkriptaz, telomerazın bir katalitik alt ünitesidir. Yokluğunda Cri du Chat (Kedi Miyavlaması Sendromu) görülür.

Yukarıda TERT hakkında genel bir bilgi vermiştik ve şimdi önce TERT’in sürprizleri hakkında kısaca birkaç şey söylerek devam edelim;

TERT, telomeraz negatif hücrelere (retina pigment epiteli) verilirse telomeraz aktivitesi sağlanabilir. Bu şekilde hücrenin ömrünü uzatır. Telomeraz aynı zamanda apoptozisi önleyerek hücresel senesensi baskılayarak ve tümör oluşumuna yol açabilir. TERT aşırı ekspresyonu, primer hücre kültürlerinde proliferasyonu artırır ve telomer kısalmasını önler. Telomeraz aktivitesi, hematopoetik, deri ve Gastrointestinal hücrelerde saptanmıştır. Ancak bu hücreler zamanla telomerik aktivitelerini kaybederler.

Yeniden endotel hücresi ve yaşlanma ilişkisine dönelim ve yukarıya göz atalım.

Saydığımız sebepler hep birbiriyle alakalı gibi duruyor, yalnız içlerinden TERT biraz sırıtıyor, fakat ilk 3 maddenin birbirlerine neden-sonuç ilişkisi yönünden bağımlı olmaları sonucu biz TERT’in de onlarla bağlı olduğu hipotezini kurdurabilir. O zaman redoks dengesindeki bir rahatsızlık mitokondriyal fonksiyonlarındaki değişimlerle ve TERT’in disregülasyonuyla alakalı olabilir.Ve birkaç çalışmanın ortak sonucu olarak literatürde şunu görüyoruz:

 

Kardiyovaskuler sisteme yararlı etkileri olan bazı ilaçlar veya hümoral faktörler; (örnek vermek gerekirse; aspirin, statinler, östrojenler ve thiazolidinedionlar) TERT’i aktive ediyor. Bu ilaç/hümoral faktörlerin ortak özellikleri, bir şekilde ROS seviyesini düşürüyor veya NO ve cGMP seviyelerini yükseltiyorlar. Mesela aspirin her ikisini ve daha fazlasını yapıyor.

Sonra şu sonuca ulaşıyoruz:

Telomeraz fonksiyonlarındaki değişimler, endotel hücrelerindeki yaşlanma işlemine önemli katkıda bulunuyorlar. Ama bu yine Oksidatif stres temelinden gerçekleşiyor!

Bildiğimiz gibi, hücre yaşlanmasında -burada endotel hücresinde- replikatif senesens’ten önce nükleer TERT aktivitesi düşüyor. Ve yapılan son çalışmalara göre bu işlem, endotelyal hüce yaşlanması sırasındaki artan ROS formasyonuna dayandırılmış. Oksidatif stres indüksiyonu, TERT’in çekirdek dışına (sitozole) (Sitozole çıkan TERT’in antiapoptotik aktivitesi azalıyor. Belki TERT’in sitozole çıkmasını engelleyebilirsek bu da bir çözüm olabilir!!!)çıkmasına yol açmış ve bu antioksidanlar ve statinler ile bir ölçüde engellenebilmiş. Bu yaşlanmış endotelyal hücrelerde Akt kinaz ekspresyonu ve aktivitesi azalmış. Bu arada Akt kinaz TERT’i fosforilleyen yani aktive eden şeydir. Akt kinazdaki bu düşüşte tabiî ki hücrede TERT aktivitesini azaltmış.

Ve TERT aktivitesinin NO tarafından güçlendirildiği ortaya konmuş ki bu hücresel senesensi geciktirdiğini gösterir. Ve ROS formasyonunun mtDNA’da hasara ve mitokondriyal disfonksiyona yol açtığını biliyoruz. Yani sonuçta, artmış ROS formasyonu hem NO’yu kısıtlıyor, hem mitokondriyal disfonksiyon yapıyor, hem de TERT aktivitesini azaltıyor ki bu da; TERT dâhil bu dörtlüyü hücre yaşlanması konusunda ayrılmaz biçimde birbirine bağlıyor! Bu, bu yazıyı okuduktan sonra aklınızda kalması gereken en önemli şeylerden biridir ki; size önemli diğer kapılar açabilir.

Şimdi burada bir önemli soru kalıyor!

Peki, mitokondriyal disfonksiyon ile TERT arasında direkt bir ilişki var mı?

Son çalışmalardan edindiğimiz bulgulara göre, birçok hücre tipinde mitokondrilerde, çekirdekte, sitozolde TERT aktivitesini ölçebiliyoruz. Bunları ölçtüklerinde, normal TERT ‘ten farklı olarak bir de ayrıca mitokondriyal TERT olduğu bulunmuş.

Farklı bir çalışmada ise mtDNA’ya bağlanan TERT ler görülmüş ve mitokondrideki TERT ‘lerin mitokondriyal fonksiyonun korunmasında gerekli olduğunu düşünüyorlar.

Ve ilginç olarak, normalde endojen TERT üretimi olmayan fibroblastlara TERT verildiğinde, fibroblastların oksidatif strese bağlı mtDNA hasarına çok duyarlı hale geldikleri görülmüş.

Ama zıt olarak, mitokondriye giremeyen TERT ‘in, hücrenin sağ kalımının artışı ve hücresel yaşlanmaya karşı korunması ile bir ilişkisi olduğu görülmüş. Böylece, TERT’in endojen olarak TERT eksprese edemeyen hücrelere verilmesi, yaşlılık fenotipiyle sonuçlanabiliyor. Fakat endojen olarak TERT eksprese eden hücrelerin mitokondrisinde ve çekirdeğinde TERT aktivitesinin olduğunu biliyoruz. Yani bunu TERT’in direkt olarak mitokondriyal fonksiyonla bir ilişkisi olduğu yönünde düşünebiliriz.

Bu durumda ilerde çalışılması gereken diğer bir konu ise; mitokondriyal TERT’in mitokondrideki fonksiyonudur. TERT aslında mtDNA ‘yı oksidatif strese karşı mı koruyor, yoksa mtDNA tamirini mi aktive ediyor veya hazarlı DNA lı mitokondrinin degradasyonunu mu hızlandırıyor?

Bu bölümü bitirirken aklınızda kalmasını en çok istediğim nokta şudur:

Sonuçta; telomerazın telomerden bağımsız olan, ROS’a bağlı mtDNA hasarına karşı koruyuculuk gibi bir fonksiyonu var. Ve bütün TERT ler uzun süreli düşük oksidatif stres altında, mtDNA korumasını arttırmak için çekirdek dışına taşınıyorlar. Ve bu, stres altında, telomerlerin korunmasında normal görevinden daha önemli olabilir…

Kanser Araştırmaları ve Telomeraz İlişkisinde Son Gelişmeler:

Bazı kanserlerde telomeraz ve telomer uzunlukları incelendiğinde aşağıdaki bulgular elde edilmiştir:

Telomeraz aktivitesinin; tümör evresi, boyutu, relaps, lenf nodu tutulumu ve surveyi ilgili olduğu; TERT ekspresyonunun relaps ve survey ile ilgili olabileceği ve bazı kanserlerde telomer uzunluğunun ise ileri evrelerde kısaldığı bildirilmiştir.Buna bağlı olarak kanserlerin %90’ından fazlasında telomeraz aktivitesinde artış saptanır. Ancak, buna karşıt olarak bazı kanserlerde de kısa telomer saptanır.

Telomeraz uzunluğu bilinen bazı kanserler:

Telomer kısalması kanserde ikili role sahiptir. Telomer kısalması hücrelerde tümörün ortaya çıkmasını indükleyebilir. Ancak tümör hücreleri telomer kısalmasını stabilize ederek kanser hücresinin ölmesini önlemeye çalışır. Telomeraz aktivitesinin kanserlerin %90’ının üzerinde bulunmasının nedeni, kanser gelişmesi sırasında telomeraz pozitif hücrelerin seleksiyonu ya da TERT ekspresyonuna bağlı olabilir. Telomeraz, tümör hücre proliferasyonu ve Malign dönüşüm için gereklidir. Bazı kanser hücrelerinde kısa telomer ve telomer disfonksiyonu saptanır.

Biyolojik yaşlanmanın etyolojisinde telomer uzunluğu marker olarak kullanılabilir.. Doğumda kısa telomere sahip olunması ateroskleroz ve buna bağlı olarak kalp damar hastalıklarına yol açabilir.. Telomer kısalmasının, bir risk faktörü mü yoksa bir sonuç mu olduğuna dair çalışmalar yapılmalıdır.

Kaynaklar

1) S. Jakob, J. Haendeler. Molecular mechanisms involved in endothelial cell aging: role of telomerase reverse transcriptase. Z Gerontol Geriat 40:334–338 (2007).

2) Shaheda Ahmed et al. Telomerase does not counteract telomere shortening but protects mitochondrial function under oxidative stres. Journal of Cell Science 121 (7)

3) Toren Finkel, Manuel Serrano& Maria A. Blasco. The common biology of cancer and ageing. Vol 448j16 August 2007jdoi:10.1038/nature05985

4) Xiaoling Zhang, Vernon Mar, Wen Zhou, et al. Telomere shortening and apoptosis in telomerase-inhibited human tumor cells. Genes Dev. 1999 13: 2388-2399

5) Ignacio Flores, Andres Canela, Elsa Vera, Agueda Tejera, George Cotsarelis, María A. Blasco. The longest telomeres: a general signature of adult stem cell compartments. Genes Dev. 2008 March 1; 22(5): 654–667.

6) Bode-Böger SM, Martens-Lobenhoffer J, Täger M, Schröder H, Scalera F. Aspirin reduces endothelial cell senescence. Biochem Biophys Res Commun. 2005 Sep 9;334(4):1226-32.

7) Ergün Mehmet A: Replikatif Yaşlanma, Hücresel Senesens ve Apoptozis: Sonuçları ve Hastalıklardaki Önemi, Türkiye Klinikleri J Med Sci 2008;28

8.) http://en.wikipedia.org/wiki/Senescence